HATIRLATIRIZ SORUMLULUKLARIMIZ VAR !!!!

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yaşamı boyunca  vatanı  ve milleti için    her türlü   sorumluluğu canı pahasına göze  almıştır.

Gittiği  bütün cephelerde, Çanakkale Savaşlarında ve Kurtuluş Savaşı’ndaki gösterdiği başarılar  da bu sorumluluk anlayışının bir neticesidir.

Ülkemizin  ve partimizin  kurucusuna  yakışır bir  şekilde,  onun  ferasetine,  azmine yaraşır   CHP’liler  olarak,  bu ülkeye ve insanlarına  karşı sorumluluklarımız  vardır.

Geçmişten bugüne , bugünden  geleceğe aktaracağımız  birikimlerimiz vardır . Kazandığımız  değerler,   sadece şahsımıza ait değerler değildir.

İçinde bulunduğumuz CHP ailesinin bize kattığı değerleri unutmadan,  partimizin var olma sebebi olan  laik, demokratik Türkiye  Cumhuriyeti’mizle   kazandığımız  tüm değerleri korumak  ve kollamak zorundayız. Bu değerleri  daha da yükselterek toplumsal hedeflere  dönüştürmeliyiz.

Mustafa Kemal Atatürk’ün milli mücadelede gösterdiği   başarı,  ülkesine  ve insanına karşı olan sevgisinden kaynaklanıyordu. Çünkü sevmeden,  kimse için mücadele edemez, başarıya ulaşamazsınız.

O, vicdanlı  ve onurluydu, yüksek dehası  ve ferasetiyle  gece gündüz   çok  çalışıyordu.

Hedefleri vardı, bu hedeflere  varmak  için gece gündüz çalışmak, onun en önemli özelliğiydi.

Ulu önder Atatürk’ün benim için en önemli  sözlerinden biri de:

“Büyük olmak için kimseye iltifat etmeyeceksin…” sözüdür.

Tamamını size nakletmek isterim.

Büyük olmak için kimseye iltifat etmeyeceksin ,kimseyi üstün görmeyeceksin; hiç kimseyi aldatmayacaksın ; ülke için gerçek idealin ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin.
Herkes sana karşı çıkacaktır; herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır; önüne sonsuz engeller yığacaklardır, fakat sen bunlara dayanıklı olacaksın.
Kendini büyük değil, küçük, bir hiç sayarak, kimseden yardım görmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın.
Bütün bunlardan sonra da sana ‘büyük’ derlerse söylenenlere gülüp geçeceksin.”
                                                                                                    Mustafa Kemal ATATÜRK
 Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün bize  gösterdiği yolda  yürüme zorunluluğumuz vardır.

Çekirdek ailemizi kurarken,  kadınımızın  eşit  yurttaş olduğunu unutmamalı, büyük önder gibi düşünerek, O’nun toplumumuza kazandırdığı değerleri unutmadan,  kızlarımızı okutarak bu anlamda  sorumluluklarımızı  yerine getirmeliyiz. Hem erkek, hem de kız öğrencilerimizi eğitimde fırsat eşitliğinden yararlandırmalıyız.

Aklın ve bilimin ışığında, nitelikli öğretmenlerle çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitimini çağdaş kazanımlarla donatmalıyız. Ülkemizin her köşesini bu ışıkla aydınlatmalıyız.

Bu ülkede mutlaka pozitif  bilime önem  vermeliyiz. Daha çok  bilimsel değerlerle  çocuklarımızı  buluşturmalıyız. Gerçek bilimin ışığında, dünyadaki  her türlü  gelişmeyi onlara öğretmek zorundayız .

“Dini  ve milli değerler…” diyerek,  milleti  ve halkı kandıranlara,  din bezirganlarına,  fırsat  vermemeliyiz.

Ne kadar uğraşırsa uğraşsınlar Atatürk, güçlü ilkeleri, sarsılmaz düşünceleri ve yıkılmaz eserleriyle  hala gönüllerde yaşamaktadır. O, bir güneş gibi her gün doğmakta, insanımızın gönlünde yücelmekte ve yolumuzu aydınlatmayı sürdürmektedir.

Ulu önder Mustafa Kemal’den aldığımız ödevler doğrultusunda, O’nun düşlediği Türkiye’ye ulaşmak için, yapmamız  gerekenleri  şöyle sıralayalım:

Düşüncelerini ve felsefesini özümseyerek, gelecek kuşakları ilke ve devrimlerinin ışığında, çağdaş bir eğitimle yetiştirerek, yarınlarımıza  sahip çıkmalıyız..

Kimi konulardan yakınmak yerine, Atatürk’ün sağladığı çağdaş, aydınlık, laik ve demokratik Cumhuriyet’in sonsuza dek sürmesi için herkes, elinden gelen çabayı göstermelidir.

Değerli  arkadaşlar,  hatırlatırız.

Türkiye’nin  en büyük sorunu; siyasetin  her alana  nüfuz ederek  baskı oluşturmasıdır. Devletimizi  ve halkımızı  esir alan bu siyasal düzen,  herkesi  bir taraf  yapmaya   zorlasa da bizler, asla özgürlüklerimizden taviz vermemeliyiz.

Demokrasimizin  ve özgürlüğümüzün teminatı  anayasamızdır.

Yürütmenin, yargı  ve yasamanın öncelikle  demokratik kural  ve teamüller doğrultusunda birlikte çalışması  gerekmektedir.   Bir yandan da bu üç temel  organın  birbirlerini  denetlemeleri  gerekebilir. Demokratik işleyiş olarak   belli kurallar dahilinde,  sistemin kendini kontrol etmesi ve  güçlenmesi yönünde önemli  bir adım olacaktır bu. Burada   denetlemedeki otonom sistemin gelişmesinde,  siyasetin önemli  bir rolü olduğunun farkındayız.

Bugün,   bu üç önemli organın tek kişiye  bağlanması, sorunları kökünden çözemediği  gibi sorunları gitgide arttırdığını  üzülerek belirtmek isterim.

Görünürde   üçünü  birlikte yöneten, antidemokratik bir erk oluşmuştur. Bu da  milli egemenliği  ve demokrasiyi   yok saymaktan  öteye gitmemektedir.

Yargının, yasamanın, yürütmenin tek  başına  bir  bireye teslim edilmesi, milli iradenin  zayıflatılmasıdır. Egemenliği seçim yoluyla devralanın, hiçbir kuruma  hesap vermemesi, aynı zamanda  evrensel tüm hukuk kurallarının ihlalidir. Kısaca demokratik haklarımızın  gasbıdır.

Hatırlatırız.

Adil olan bir devlet anlayışında,  ben yaptım oldu, demek;  antidemokratik  bir davranıştır.

Vatandaş, bütün haklardan eşit olarak faydalanmak istiyor. Eğitimde, sağlıkta, yargıda, istihdamda, milli gelirde  hakkına düşeni almak; halkı soyanlardan, kandıranlardan hesap sormak istiyor.

Geleceğimiz olan çocuklarımız;  insanlığa , demokrasiye, doğaya  ve bilime yatırımlar yapılmasını istiyor. İşte  biz  böyle  güçleneceğiz.

Toprakla  yaşam, betonsuz  bir gelecek  bizim hayalimiz olmalı.

Ülkede yapılan tüm yatırımlar, insanın  ve doğanın geleceğine   yapılan yatırımlar olmalı.

En  başta ülkemizin birliği,  bütünlüğü ile  beraber yaşanacak  bir Türkiye için;

devletimizi var eden milli değerlerimizi,  gelecek kuşaklara doğru  taşımak  bizim görevimiz olmalı.

Eğer bu topraklarda yaşıyorsak; insanımıza,  toprağımıza, yaşayan tüm canlılara,  tarihi  değerlerimize,  çocuklarımıza, yaşlılarımıza,   halkımıza ,  halkımızın milli  ve kutsal değerlerine karşı sorumluluğumuz  vardır.

En temiz, en objektif  ve bilimsel yollarla  geleceğe ışık tutacak   milli birikimlerimizi korumak, gelecek kuşaklara en doğru  bir şekilde taşımak  bizim görevimiz  olacaktır. Bu  bizim sorumluluğumuzdur.

Ülkemizde yaşayan herkesin hakkını ve hukukunu  korumak, onurlu  bir  vatandaş yapmak, görevimiz olacaktır.

Ülke kaynaklarının doğru kullanımı ile ilgili  sorumluluklarımız vardır.

Devletin vatandaş için  var olduğu unutturmadan, her yapılan işlemin halk için olması gerektiğinin yanı sıra, bu anlayışı yöneticilere unutturmamak gibi  bir görevimiz  olmalı .

CHP, kendi birikimlerini  ve  kaynaklarını maksimum  düzeyde  en   doğru  bir şekilde kullanmalıdır. Tarihsel birikimi de  bu sorumluluğu gerektirmektedir.

Milli mücadelede;  kuvayı-i milliyeden, temsili heyete ve oradan da devrimlerin ışığında kurulan  demokratik, laik  Cumhuriyet ‘e kadar geçen zamanda, sorumluluğumuzun bilincinde,  çözüm üreten bir CHP olmak zorundalığımız  vardır.

Yanlışların  ortağı olmadığımız gibi  yanlışa, yolsuzluğa ,haksızlığa  karşı duruşumuzu  daha da  netleştirerek toplumsal vicdanı yanımıza almak durumundayız .

Toplum,  bize  hesap soracağımız  gün için destek veriyor. O halde bunca yolsuzluğun, arsızlığın, adaletsizliğin hesabını sormak zorunluluğumuz  vardır.

Hatırlatırız.

Doğal afet  ve   hastalıklarda, devletin  zavallılığını ortadan kaldırmak için,  bu devletin nasıl yönetilmesi gerektiğini  açıkça  gösterme sorumluluğumuz  vardır.

Yerel yönetimler bizde.

Kentleri doğru yönetmeliyiz. İnsana, demokrasiye, eğitime, sağlığa  ve doğaya yatırım yapmalıyız. Toprağı işlemeliyiz . Firigyalılar gibi biz de Anadolu toprağını işlemeliyiz. Toprağı  ve doğayı korumalıyız. Halkların kardeşliğini ve kültürlerini  kaynaştırmalıyız.

Anadolu için, Türkiye için CHP, geleceğe  ve geleceğine sahip çıkmalıdır.

Önce kendi köklerine  ve kendini var eden insan kaynağına sıkı sıkıya  bağlanmalıdır.

Küresel dünyada gereksinimler hızla değişmektedir.  Bu gereksinimler, kapitalizminin ön gördüğü değişim ve ihtiyaçlar olabilir. Bizler emperyalizme  ve kapitalizme  baş kaldırmış  bir milletin evlatlarıyız. Biz, bu ülkede kendi irademizle  bir devlet  kurmuşuz. Milli egemenliğimizi (TBMM)  meclisle taçlandırmışız. Ancak elimizdekilerin kıymetini bilmeden,  miras yiyen bir evlat gibi, değerleri  bir  bir yemiş yutmuşuz. Elimizde kalanla geçinmeye çalışıyoruz.

Bizim asıl ihtiyacımız;  gerçeklerin farkında olan, bu gerçekler karşısında ne yapacağını, kimle  yapacağını  bilen bir CHP’yi yeniden  var etmektir.  Bunun için insan  kaynağımızı eğiterek, örgütleyerek harekete geçmek zorundayız.

Gelecekteki ihtiyaçlarımızı  kendi yeteneklerimizle  karşılamak ve CHP’ nin küresel  siyasetteki tabanını  ayakta tutmak için, demokrasiyi, milli egemenliği   ve gereklerini  yansıtan yeni perspektifleri var etmek zorundayız.

Var olan insan kaynağımıza  çeşitliliğimizi  de dahil ederek , gelecekteki hedeflerimizi gerçekleştirecek kadromuzu şimdiden    oluşturmalıyız. Bu geleceği inşa etmemizin yanı sıra   geleceği de  güçlendirmemizi sağlayacak ve toplumsal dönüşümü  de hızlandıracaktır.

Bu  zorlukları aşmak  için, üzerimize düşeni yapmamızı sağlayacak insan kaynağı modelimizi,  bir an önce hayata geçirmeliyiz.

Gelecekteki iş gücünü kurup   güçlendirirsek,   geleceği kurmak  ve yönetmek de bizim için daha kolay  olacaktır.

Güçlendirilmiş bir  CHP,  Türkiye’nin en büyük gücü olacaktır.

Biz,  bu gücü yurdun her yerinde  belirleyip, eğitip,  birleştirip,  geliştirip ve korumak zorundayız.

Metin Ağırman

Mimar &Harita Kadastro Mühendisi