Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yaşamı boyunca vatanı ve milleti için her türlü sorumluluğu canı pahasına göze almıştır.
Gittiği bütün cephelerde, Çanakkale Savaşlarında ve Kurtuluş Savaşı’ndaki gösterdiği başarılar da bu sorumluluk anlayışının bir neticesidir.
Ülkemizin ve partimizin kurucusuna yakışır bir şekilde, onun ferasetine, azmine yaraşır CHP’liler olarak, bu ülkeye ve insanlarına karşı sorumluluklarımız vardır.
Geçmişten bugüne , bugünden geleceğe aktaracağımız birikimlerimiz vardır . Kazandığımız değerler, sadece şahsımıza ait değerler değildir.
İçinde bulunduğumuz CHP ailesinin bize kattığı değerleri unutmadan, partimizin var olma sebebi olan laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’mizle kazandığımız tüm değerleri korumak ve kollamak zorundayız. Bu değerleri daha da yükselterek toplumsal hedeflere dönüştürmeliyiz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün milli mücadelede gösterdiği başarı, ülkesine ve insanına karşı olan sevgisinden kaynaklanıyordu. Çünkü sevmeden, kimse için mücadele edemez, başarıya ulaşamazsınız.
O, vicdanlı ve onurluydu, yüksek dehası ve ferasetiyle gece gündüz çok çalışıyordu.
Hedefleri vardı, bu hedeflere varmak için gece gündüz çalışmak, onun en önemli özelliğiydi.
Ulu önder Atatürk’ün benim için en önemli sözlerinden biri de:
“Büyük olmak için kimseye iltifat etmeyeceksin…” sözüdür.
Tamamını size nakletmek isterim.
“Büyük olmak için kimseye iltifat etmeyeceksin ,kimseyi üstün görmeyeceksin; hiç kimseyi aldatmayacaksın ; ülke için gerçek idealin ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin.
Herkes sana karşı çıkacaktır; herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır; önüne sonsuz engeller yığacaklardır, fakat sen bunlara dayanıklı olacaksın.
Kendini büyük değil, küçük, bir hiç sayarak, kimseden yardım görmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın.
Bütün bunlardan sonra da sana ‘büyük’ derlerse söylenenlere gülüp geçeceksin.”
Mustafa Kemal ATATÜRK
Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün bize gösterdiği yolda yürüme zorunluluğumuz vardır.
Çekirdek ailemizi kurarken, kadınımızın eşit yurttaş olduğunu unutmamalı, büyük önder gibi düşünerek, O’nun toplumumuza kazandırdığı değerleri unutmadan, kızlarımızı okutarak bu anlamda sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz. Hem erkek, hem de kız öğrencilerimizi eğitimde fırsat eşitliğinden yararlandırmalıyız.
Aklın ve bilimin ışığında, nitelikli öğretmenlerle çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitimini çağdaş kazanımlarla donatmalıyız. Ülkemizin her köşesini bu ışıkla aydınlatmalıyız.
Bu ülkede mutlaka pozitif bilime önem vermeliyiz. Daha çok bilimsel değerlerle çocuklarımızı buluşturmalıyız. Gerçek bilimin ışığında, dünyadaki her türlü gelişmeyi onlara öğretmek zorundayız .
“Dini ve milli değerler…” diyerek, milleti ve halkı kandıranlara, din bezirganlarına, fırsat vermemeliyiz.
Ne kadar uğraşırsa uğraşsınlar Atatürk, güçlü ilkeleri, sarsılmaz düşünceleri ve yıkılmaz eserleriyle hala gönüllerde yaşamaktadır. O, bir güneş gibi her gün doğmakta, insanımızın gönlünde yücelmekte ve yolumuzu aydınlatmayı sürdürmektedir.
Ulu önder Mustafa Kemal’den aldığımız ödevler doğrultusunda, O’nun düşlediği Türkiye’ye ulaşmak için, yapmamız gerekenleri şöyle sıralayalım:
Düşüncelerini ve felsefesini özümseyerek, gelecek kuşakları ilke ve devrimlerinin ışığında, çağdaş bir eğitimle yetiştirerek, yarınlarımıza sahip çıkmalıyız..
Kimi konulardan yakınmak yerine, Atatürk’ün sağladığı çağdaş, aydınlık, laik ve demokratik Cumhuriyet’in sonsuza dek sürmesi için herkes, elinden gelen çabayı göstermelidir.
Değerli arkadaşlar, hatırlatırız.
Türkiye’nin en büyük sorunu; siyasetin her alana nüfuz ederek baskı oluşturmasıdır. Devletimizi ve halkımızı esir alan bu siyasal düzen, herkesi bir taraf yapmaya zorlasa da bizler, asla özgürlüklerimizden taviz vermemeliyiz.
Demokrasimizin ve özgürlüğümüzün teminatı anayasamızdır.
Yürütmenin, yargı ve yasamanın öncelikle demokratik kural ve teamüller doğrultusunda birlikte çalışması gerekmektedir. Bir yandan da bu üç temel organın birbirlerini denetlemeleri gerekebilir. Demokratik işleyiş olarak belli kurallar dahilinde, sistemin kendini kontrol etmesi ve güçlenmesi yönünde önemli bir adım olacaktır bu. Burada denetlemedeki otonom sistemin gelişmesinde, siyasetin önemli bir rolü olduğunun farkındayız.
Bugün, bu üç önemli organın tek kişiye bağlanması, sorunları kökünden çözemediği gibi sorunları gitgide arttırdığını üzülerek belirtmek isterim.
Görünürde üçünü birlikte yöneten, antidemokratik bir erk oluşmuştur. Bu da milli egemenliği ve demokrasiyi yok saymaktan öteye gitmemektedir.
Yargının, yasamanın, yürütmenin tek başına bir bireye teslim edilmesi, milli iradenin zayıflatılmasıdır. Egemenliği seçim yoluyla devralanın, hiçbir kuruma hesap vermemesi, aynı zamanda evrensel tüm hukuk kurallarının ihlalidir. Kısaca demokratik haklarımızın gasbıdır.
Hatırlatırız.
Adil olan bir devlet anlayışında, ben yaptım oldu, demek; antidemokratik bir davranıştır.
Vatandaş, bütün haklardan eşit olarak faydalanmak istiyor. Eğitimde, sağlıkta, yargıda, istihdamda, milli gelirde hakkına düşeni almak; halkı soyanlardan, kandıranlardan hesap sormak istiyor.
Geleceğimiz olan çocuklarımız; insanlığa , demokrasiye, doğaya ve bilime yatırımlar yapılmasını istiyor. İşte biz böyle güçleneceğiz.
Toprakla yaşam, betonsuz bir gelecek bizim hayalimiz olmalı.
Ülkede yapılan tüm yatırımlar, insanın ve doğanın geleceğine yapılan yatırımlar olmalı.
En başta ülkemizin birliği, bütünlüğü ile beraber yaşanacak bir Türkiye için;
devletimizi var eden milli değerlerimizi, gelecek kuşaklara doğru taşımak bizim görevimiz olmalı.
Eğer bu topraklarda yaşıyorsak; insanımıza, toprağımıza, yaşayan tüm canlılara, tarihi değerlerimize, çocuklarımıza, yaşlılarımıza, halkımıza , halkımızın milli ve kutsal değerlerine karşı sorumluluğumuz vardır.
En temiz, en objektif ve bilimsel yollarla geleceğe ışık tutacak milli birikimlerimizi korumak, gelecek kuşaklara en doğru bir şekilde taşımak bizim görevimiz olacaktır. Bu bizim sorumluluğumuzdur.
Ülkemizde yaşayan herkesin hakkını ve hukukunu korumak, onurlu bir vatandaş yapmak, görevimiz olacaktır.
Ülke kaynaklarının doğru kullanımı ile ilgili sorumluluklarımız vardır.
Devletin vatandaş için var olduğu unutturmadan, her yapılan işlemin halk için olması gerektiğinin yanı sıra, bu anlayışı yöneticilere unutturmamak gibi bir görevimiz olmalı .
CHP, kendi birikimlerini ve kaynaklarını maksimum düzeyde en doğru bir şekilde kullanmalıdır. Tarihsel birikimi de bu sorumluluğu gerektirmektedir.
Milli mücadelede; kuvayı-i milliyeden, temsili heyete ve oradan da devrimlerin ışığında kurulan demokratik, laik Cumhuriyet ‘e kadar geçen zamanda, sorumluluğumuzun bilincinde, çözüm üreten bir CHP olmak zorundalığımız vardır.
Yanlışların ortağı olmadığımız gibi yanlışa, yolsuzluğa ,haksızlığa karşı duruşumuzu daha da netleştirerek toplumsal vicdanı yanımıza almak durumundayız .
Toplum, bize hesap soracağımız gün için destek veriyor. O halde bunca yolsuzluğun, arsızlığın, adaletsizliğin hesabını sormak zorunluluğumuz vardır.
Hatırlatırız.
Doğal afet ve hastalıklarda, devletin zavallılığını ortadan kaldırmak için, bu devletin nasıl yönetilmesi gerektiğini açıkça gösterme sorumluluğumuz vardır.
Yerel yönetimler bizde.
Kentleri doğru yönetmeliyiz. İnsana, demokrasiye, eğitime, sağlığa ve doğaya yatırım yapmalıyız. Toprağı işlemeliyiz . Firigyalılar gibi biz de Anadolu toprağını işlemeliyiz. Toprağı ve doğayı korumalıyız. Halkların kardeşliğini ve kültürlerini kaynaştırmalıyız.
Anadolu için, Türkiye için CHP, geleceğe ve geleceğine sahip çıkmalıdır.
Önce kendi köklerine ve kendini var eden insan kaynağına sıkı sıkıya bağlanmalıdır.
Küresel dünyada gereksinimler hızla değişmektedir. Bu gereksinimler, kapitalizminin ön gördüğü değişim ve ihtiyaçlar olabilir. Bizler emperyalizme ve kapitalizme baş kaldırmış bir milletin evlatlarıyız. Biz, bu ülkede kendi irademizle bir devlet kurmuşuz. Milli egemenliğimizi (TBMM) meclisle taçlandırmışız. Ancak elimizdekilerin kıymetini bilmeden, miras yiyen bir evlat gibi, değerleri bir bir yemiş yutmuşuz. Elimizde kalanla geçinmeye çalışıyoruz.
Bizim asıl ihtiyacımız; gerçeklerin farkında olan, bu gerçekler karşısında ne yapacağını, kimle yapacağını bilen bir CHP’yi yeniden var etmektir. Bunun için insan kaynağımızı eğiterek, örgütleyerek harekete geçmek zorundayız.
Gelecekteki ihtiyaçlarımızı kendi yeteneklerimizle karşılamak ve CHP’ nin küresel siyasetteki tabanını ayakta tutmak için, demokrasiyi, milli egemenliği ve gereklerini yansıtan yeni perspektifleri var etmek zorundayız.
Var olan insan kaynağımıza çeşitliliğimizi de dahil ederek , gelecekteki hedeflerimizi gerçekleştirecek kadromuzu şimdiden oluşturmalıyız. Bu geleceği inşa etmemizin yanı sıra geleceği de güçlendirmemizi sağlayacak ve toplumsal dönüşümü de hızlandıracaktır.
Bu zorlukları aşmak için, üzerimize düşeni yapmamızı sağlayacak insan kaynağı modelimizi, bir an önce hayata geçirmeliyiz.
Gelecekteki iş gücünü kurup güçlendirirsek, geleceği kurmak ve yönetmek de bizim için daha kolay olacaktır.
Güçlendirilmiş bir CHP, Türkiye’nin en büyük gücü olacaktır.
Biz, bu gücü yurdun her yerinde belirleyip, eğitip, birleştirip, geliştirip ve korumak zorundayız.
Metin Ağırman
Mimar &Harita Kadastro Mühendisi
